Sedefsiz, temiz ve sağlıklı bir yaşam! Gerçekten mi? Başardım!

Eski fotoğraflarıma baktığımda, şapka taktığım zamanları hatırlıyorum. Bir beyzbol şapkasından bahsediyorum. Kıvrımlı siperliğiyle oldukça şık… Ancak, şapkayı moda olduğu için takmıyordum; aksine, hiç saçım kalmadığı için takıyordum.

Bu hikayeyi yüzlerce kez anlattım; ancak, tavsiyelerim sayesinde bu korkunç hastalıktan kurtulan kişilerden zaman zaman teşekkür mesajları almaya devam ediyorum. Sedeften bahsediyorum.

Bu hastalık ilk olarak ayaklarımda, ardından dirseklerimde ve daha sonra da kollarımın ön kısmında kırmızı lekeler halinde ortaya çıktı. Pek kafaya takmadım. Daha sonra pullanma yayıldı ve kafa derime sıçradı. İşte o zaman paniğe kapıldım. Elbette kapıldım, çünkü pullar saçlarımla birlikte dökülüyordu. Birkaç ay geçmiş ve kafamda kocaman kel bölgeler oluşmuştu. Beyzbol şapkası takmak zorundaydım ve doktorlardan imdat bekliyordum

Ah deniz! Bana kurtuluş olacak mısın?

İşte oradaydım; otele check-in yaptırdım ve randevu almak için farklı kliniklere gitmeye başladım. Komşularımla tanıştım. Meğer onlar da benimle aynı kaderi paylaşan “bahtsız kardeşlerimmiş”. Bu durum, başta pek eğlenceli gelmedi. Havuzun etrafında, sürekli hastalıkla ilgili konuşuyorduk. Kumsalda, doktor randevusu bekleyen tatilciler birbirlerine yaralarını gösteriyor, farklı tedavi yöntemlerinden ve korkutucu tanılardan bahsediyorlardı. Herkes mızmızlanıyor ve yakınıyordu. Nasıl olduysa, birçok hasta arasından iki normal arkadaşla tanıştım ve bir şekilde eğlenceli vakit geçirdik. Kudüs gezisine gittik. Bu iki genç arkadaş Kudüs’te, sağlıklı insanları şaşırtmamak için kıvrılmış manşetlerini aşağı indirip, gömleklerini yakaya kadar düğmelediler.

Ayrıca, yaralarının diğer hastalar tarafından görülmesinden utananlar da vardı. Kumsalda, sürekli pijamalarıyla duran bir çift vardı; yüzmek istediklerinde, diğerlerinden uzaklaşıyorlardı. Sohbet ettik; sedef hastalığını yıllardır çekiyorlarmış. Hatta birbirleriyle gittikleri bir doktorda tanışmış ve evlenmişler; şimdi de hastalığın çaresini birlikte arıyorlarmış. Kendilerine hepimizin aynı hastalığa sahip olduğumuzu ve neden bu kadar utandıklarını sordum. Kadının vücudunda lekeler varmış ve bu nedenle, bir kadın olarak kendini kötü hissediyormuş. Başkalarıyla konuşmaya başladım. Tablo benzerdi; hepsi görüntülerinden utanıyordu ve yıllardır tedavi görmüştü, hepsi yeni yöntemler arıyor ve sağlık turizmine yönelik tatil yerlerine para harcıyorlardı. Ayrıca, neredeyse hepsi birbirini tanıyordu; birlikte hareket etmeye çalışıyor, birbirlerini ziyaret ediyor ve sürekli hastalıktan bahsediyorlardı.

Birden, bu insanlarla aynı kulüpte olmak istemediğimi fark ettim. Tüm planlı tedavilerimi iptal ettim ve ülkeyi keşfe çıkarak bir daha kesinlikle hastaneye gitmedim. Az çok arkadaş olduğum iki genç, tıbbi işlemlerden arta kalan zamanlarda bana eşlik ettiler; ancak, sedef hastalığıyla ilgili konuşmayacağımız konusunda anlaşmıştık. İşte yaptıklarımız: sabah kumsalda buluşuyorduk, öğlenden sonra onlar tedavilerine gidiyor, ben ise şehri geziyordum. Akşamları yerel kulüplerde vakit geçiriyor ve dışarıda yemek yiyorduk; doktorlar bu iki genç arkadaşa yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerektiğini söylediğinden, ikisi de diyet yapıyordu. Öte yandan ben, harika yemekler yiyor ve yüksek miktarda alkol içiyordum. Hafta sonu yakındaki şehirlere gidiyorduk. Onlar uzun kollu giysi ve pantolon giyiniyordu; bense şort ve atletle dolaşıyor ve beyzbol şapkası dahi takmıyordum. Kafamdaki kel bölgeler güneşten kararıyor, kol ve bacaklarımdaki lekeler bronzlaşıyordu.

Tedavi mi olmalı, yoksa takamamalı mı?

Son iki senedir bana hayatı zehreden bu lanetli sedef hastalığını kafaya takmamaya karar verdim. Nasıl göründüğüm ve çevremdeki insanların benim hakkımda ne düşündüğü umurumda değildi. Evet, vücudumda korkunç pullanmalar ve kafamda kel bölgeler vardı; ne olmuş yani? Burada beni kim tanıyordu ki; neden utanacaktım? Evde değildim. Eve döndüğümde ise herkesin canı cehenneme… Beğenmiyorsan bakma! Bu zavallılar gibi yaralarımı giysilerle saklayacak, aynı hastalığı yaşayan insanlarla buluşup bütün ömrümü çare arayarak geçirecek değildim.

Ancak, daha önce de bahsettiğim “bahtsız arkadaşlarım” kendilerine gerçekten iyi gelen bir krem bulmuşlardı. Bu ismi kalan ömrüm boyunca unutmayacağım: PSORIFIX. Doğal olarak, başta denemeyi reddettim; ancak, onların elde ettiği sonuca bakınca, denemeye değer dedim. İşte, tüm hayatımı değiştiren farkı da o zaman fark etmeye başladım.

 

Genel kategorisine gönderildi Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*